Kitapsız Bir Kente Serzeniş

Her medeniyetin hamurunda, en ufak bir şüpheye bile yer yoktur ki, en büyük pay kâğıt ve mürekkebe aittir. İnsanoğlu yaratılış gereği unutkandır ve bekli de biraz nankörlüğündendir bilinmez, yazarak kaydetmek zaruridir onun için. Yazmazsa unutur, okumazsa hatırlamaz; hele ki bilerek ve isteyerekse okumamazlığı temelden nankördür. Gözü kör, kulakları sağır, şuuru malul…
Bu makale 2016-05-22 14:08:34 eklenmiş ve 863 kez görüntülenmiştir.
Yunus Emre Çakır

 

Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzlükleri ile dolu.

Bu ulular bezmine kabul edilmenin tek şartı liyakat.

(Cemil Meriç, Bu Ülke, s.108.)

 

Her medeniyetin hamurunda, en ufak bir şüpheye bile yer yoktur ki, en büyük pay kâğıt ve mürekkebe aittir. İnsanoğlu yaratılış gereği unutkandır ve bekli de biraz nankörlüğündendir bilinmez, yazarak kaydetmek zaruridir onun için. Yazmazsa unutur, okumazsa hatırlamaz; hele ki bilerek ve isteyerekse okumamazlığı temelden nankördür. Gözü kör, kulakları sağır, şuuru malul…

 

 “Kitap aklın ilacıdır” der Ovidius. Akıl, bizim için tek makam değildir, bir de gönül vardır bunun yanında bizi aydınlatan. Onun içindir ki hep yazmış; Mevlana’lar, Yunus Emre’ler, Hacı Bayram-ı Veli’ler. Yazmışlar ki gönüller ihya olsun, medeniyet hamurlarımıza maya çalmışlar yazaraktan.  Peki, günümüz insanı şu dünyanın hızlı akışı içerisinde okumaya ne kadar vakit ayırıyor? Onu kendi kültür ve medeniyetine sıkıca raptedecek kitap ve kütüphaneye ne kadar kıymet veriyor?

 

Ne yazıktır ki kitap ve kütüphane kültürü zayıf bir milletiz. Bunu baştan peşince kabul etmek gerekiyor. Başkent Ankara’nın nüfusu yüz binleri aşan Pursaklar ilçesi -ki kendi memleketim olduğu için örnek veriyorum- bunu somut olarak gözlemleyebileceğimiz en güzel örneklerden biridir. Koskoca ilçede kamuya açık iki kütüphane bulunuyor. Biri 2013 yılında açılan Kent Araştırmaları Kütüphanesi, diğeri Saray’da bulunan ufak bir halk kütüphanesi. Düşünün ki bu ikisinin toplam kitap sayısı 10 bini bulmuyor ve kabaca bir hesap ve en iyimser tahminle bile on kişiye bir kitap bile düşmüyor! Bu örnek durumun vahametini gözler önüne sermesi açısından ibret vericidir.

 

Bu mesele hakkında canımızı daha da sıkacak başka konulara girmeden lafı açılmışken Kent Araştırmaları Kütüphanesi’nden biraz bahsetmek gerekiyor. Çünkü başlarda büyük ümitlerle beklediğim bu proje ne yazık ki kuruluşunun üzerinden geçen zamana rağmen sadece iyi bir fikir olmaktan öte gidemedi. Kuruluş amacında kent araştırmacıları için bir ihtisas kütüphanesi olması amaçlanan söz konusu kütüphane, ortalama bir lise kütüphanesi kadar bile materyale sahip değil. Burada kast edilen şey, kitap ve muhtelif materyal sayısı yani sadece nicelik değil, nitelik meselesidir. Bir ilkokul ya da lisede kütüphanesinden beklenen klasik edebi metinlere erişimdir ve çoğu bu talebe cevap verecek potansiyeldedir de. Fakat gelgelelim Kent Araştırmaları Kütüphanesi temelden malul! Bir kere kent nedir, bunun üzerinde biraz kafa yormak gerekir. Sizin kent dediğiniz hadise Pursaklar’ın belde ya da ilçe olmasıyla başlayan bir şey midir; yoksa 1071’de Anadolu kapılarını ardına kadar açıp İzmit’ten Erzurum’a dört başı mamur beldeler inşa etmek midir?

 

Düşünün Ankara Kalesinde bulunan Alâeddin Cami on ikinci yüzyıl’da yani günümüzden sekiz asır önce Selçuklu döneminde inşa edilmiştir. Yani Ankara neredeyse bin yıldır Türk-İslam şehridir! Peki ya senin kütüphanende 1928 yılından öncesine, yani harf inkılâbından öncesine ait ne var? Bin yıllık bu mirası değerlendirmek için ne yaptın?

 

Bizim kültürümüz okuma-yazma bilmez miydi yani bundan yüz yıl önce? Öyle sananlar olabilir, lakin bizde adına ister kent diyin, ister şehir; yerele dair araştırmalar çok daha öncesine dayanır. İlk akla gelen örneklerden bir kaçını hemen sayalım. İsmail Beliğ Efendi’nin (Ölümü: 1729) “Tarih-i Bursa(Basımı:1871)”, Lâmiî Çelebi’nin (1472–1533) “Şehrengiz-i Bursa (Basımı:1871)”, Şakir Şevket’in “Trabzon Tarihi (1873)” ve Mustafa Suad’ın “Haritalı İstanbul Rehberi Yahut İstanbul Tarihçesi (1898)” adlı eseri yerel tarihçiliğimizin ilk örneklerindendir. Kısacası bu ve daha pek çok örnek şunu açıkça ortaya koyuyor ki kent demek yalnızca bugünü ele almak demek değildir. Tarih, bir kentin dünüdür, bugünüdür ve yarınıdır.

 

Sözün özü şudur, bir araştırma kütüphanesi kurmak demek, raflarda kitap bulundurmak demek değildir asla! Bu iş bir kültür atılımıdır. Bir memleket meselesidir. Nasıl ki, senin şehrinin imar planlarını şehir planlamacığı üzerine uzman kişiler yapıyorsa, hiç şüpheniz olmasın iş kitaba ve kütüphaneye gelince de ondan alta kalır yanı yoktur! Bu konuda her idareci gibi bizim idarecilerimiz de bütçenin kısıtlı olması bahanesini ileri süreceklerdir şüphesiz. Lakin ben bu memlekette çok şükür böyle bir sorun olduğuna inanmıyorum! Bu memlekette esas sorun bütçenin akil tasarruf edilmeme sorunudur. Bu şu demektir. Türkiye Diyanet Vakfı’nın çıkarmış olduğu İslam Ansiklopedisi’ndeki şehirlere ait maddeleri sanki özgün telif bir esermiş gibi basmak iş değildir sayın okurlar. İsteyen herkes islamansiklopedisi.info adresinden bu maddelere ücretsiz olarak zaten erişebiliyorken bunu basmak sizce de müsriflik değil midir?

 

Y. Emre ÇAKIR yemrecakir @ gmail.com

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Gazete Manşetleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Ankara Haberleri | Baskent.org
© Copyright 2015 www.baskent.org. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi